Evlilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Evlilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Mayıs 2008 Perşembe

Bu kadar sevebilir misiniz?



Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez…

Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra,bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için,hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler.

Gençtiler, çok genç...

Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında... Sırf birbirlerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...

Okullarını bitirince hemen evlendiler.
Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onların ki...

Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü...

Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi olmayınca, 'bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur' diyerek devam ettiler hayatlarına.

Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler...

'Senin için ölürüm' derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adam da 'Hayır, ben senin için ölürüm' diye yanıt verirdi hep...

Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın,
'Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak....

'Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu,

'Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma' Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi ya zaten....

Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler.

Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı.
Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı.

Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde 'satılık' levhası asılı olan.

'Ne dersin, bu evi alalım mı?' dedi adama.

'Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile.
Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı...'

'Sen istersin de ben hiç hayır diyebilir miyim?' diye yanıt verdi adam. 'Amerika'daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık....'

Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu, adam Amerika'ya giderken. Her gün , her saat konuştular telefonla.

Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında.

Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için,
sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: 'Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut...'

Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri.

Derdini söylemesi için yalvardı adama, 'Senin için ölürüm,
biliyorsun, ne olur anlat' diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam,
duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...

Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, 'Artık dayanamıyorum, sana söylemek
zorundayım' diye sözünü kesti arkadaşı. 'O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyor her öğlen.
Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya...



'Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları' diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...

Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp,
bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi.

İnkâr etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında…

Ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, 'son bir kez kucaklamak
isterim seni' diyecek oldu ama kadın, 'defol' dedi nefretle...

İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikâyesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın.

Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerleştiğini öğrendi.

Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan
nefretin alması için dua ediyordu.

Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı.

Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. 'Sen, buraya ne yüzle geliyorsun' diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı.

'Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor.' dedi genç kadın.

Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı:

'Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o
bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika'daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi.

Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim Sana bu kutuyu vermemi istedi.'Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın…

Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kâğıt duruyordu kutuda.

İlk kâğıtta, 'Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem' diyordu... Sırayla okudu;

'Seni çok sevdim',

'Seni sevmekten hiç vazgeçmedim',

'Senin için ölürüm derdin hep, doğru
söylediğini bilirdim.'

'Fakat benim için ölmeni istemedim'

'Şimdi bana söz vermeni istiyorum.'

'Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?'

son kâğıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kâğıtta şunlar yazılıydı:

'Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım.Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım....'

28 Eylül 2007 Cuma

Aşkın Fotoğrafı

Mut'un bir dağ köyünde dostlarla birlikte gezerken yaşlı bir karı kocayı gördüm.. Baktım bir kanepenin üzerinde oturuyorlar. .. İyice yaklaştığımda tezekten yapılmış evlerinin bahçesinde oturdukları kanepenin bir tarafının tamamen kırık olduğunu, kanepenin sağlam tarafına sıkışarak oturduklarını ve sohbet ettiklerini anladım. Yüzlerinde bir tebessüm vardı.. Kanapenin bir tarafı tamamen kırılmıştı.. .

Evin halinden ve karı kocanın kılık kıyafetinden maddi durumlarının hiç iyi olmadığı ve yeni bir kanepe alacak guçlerinin olmadığı hemen anlaşılıyordu. .. Selamlaştıktan sonra, 'Kanepe kırılmış' dedim... Yaşlı adam büyük bir bilgelikle cevap verdi, ' Biz de sağlam tarafina oturuyoruz.. . Yetiyor bize..' Kadın da tamamladı, ' He ya yetiyor bize bak ne güzel oturuyoruz' Sevdiğimin elini daha sıkı sıkı tuttum... Öyle ya,' Aşk bu kanepe neden kırık, neden yeni bir kanepe almıyoruz' diye dırdır etmek, şikayet etmek yerine, 'Kanepenin sağlam tarafını paylaşmak' değil midir?...

Ve işte ekte yer alan bu fotoğrafı büyüterek evimin en gorunur yerine astim...
Not : Alıntıdır

11 Mayıs 2007 Cuma

Evlilik üzerine güzel bir yazı

Evlilik ! Getirdikleri ve Götürdükleri

Evlilik eğer doğru mülahazalar içinde yapılırsa ve nihayi hedefe bir vesile olarak görülürse , büyük fayda ve çok büyük maddi ve manevi bereketleri beraberinde getiren bir müessese olur. Ancak nefsi ve dünyevi düşünceler içinde yapılıp , gerçek amacımıza ulaşmada bir vesile olarak görülmezse , özellikle bizim insanımıza çok büyük afet olarak dönebilir.

İlk önce neden evlenmemiz gerektiğini ve eşimizi nasıl seçmemiz gerektiğini iyi tahlil etmemiz gerekli .Her yaptığımız iş gibi bu mühim işide yaparken ayağımızın yere basması ve salih niyet üzere olmamız mutlak şart.

Neden evleniyoruz ?

Bu sorunun cevabı olarak bir çok şey söylenebilir , ama benim anladığım en mühim sebeplerinden bazıları şunlar ; Yaptığımız her iş Allah'ın rızasını kazanmak için olması gerek , yani varlık sebebimiz O' nun rızasını kazanmak ve ona kulluk etmek .Durum böyle olunca yaptığımız her işi de O'nun rızasınla bağdaştırmamız gerek. Allah'ın rızasını kazanmak için evlenmek ! , Peki evlenerek nasıl Allah'ın rızası kazanılır ? Bu sorunun cevabı da çok fazla , örnek verecek olursak , en basitinden evlilikte bizi haramdan sakındıracak bir husus mevcut , haramlardan sakınmak için çaba göstermek de sevap kazanmanın yollarındandır ve Allah'ın rızasını kaybetmemek için sarf edilen bir çabadır , bunun karşılığı olarak da mutlaka Allah bize bu niyetlerimiz üzere sevap verebilir ve Rızasına talip oluruz .Bir başka sebepte yine O'nun rızasına uygun çocuklar yetiştirmemiz yine evlenmeye bağlıdır düşünün iki tane çocuk yetiştirdiniz ve onlar Dinini bilen kişiler oldular ve vatana , millete, ümmete ve insanlığa faydalı işler yaptılar ve Allah’ın Rızasına kavuştular bu çocukların yetişmesinde , dünyaya gelmesinde hep siz bir rol oynadınız ve vesile oldunuz . Bunun karşılığında inş. Allah'ın rızasına da kavuştunuz .Bu olayla ilgili olarak unutulmamalıdır ki , ölünce dahi amel defterinin kapanmayacağı nadir kişilerden biride hayırlı evlat yetiştirenlerdir .evliliğin faydaları daha saymak la bitmez daha bir çok bereketleri vardır bu bereketler maddi ve manevi olarak değişebilir .

Evlenilecek kişi seçiminde ise hangi krıterleri ele alacağımız yine Peygamber Efendimiz SAV tarafından bize bildirilmiştir. bu konu başlı başına ele alınması gereken bir konu olduğundan burada kısaca ifade edeceğim . Peygamber efendimiz SAV. bize dört özellik için biriyle evlenilir diyorlar . Bu özellikler soylu olması , zengin olması , güzel olması ve İslami ahlak üzere olması ve peşinden ekliyor siz İslami Ahlak üzere olanını tercih edin diyor. (1) işte bize düşende evlilik tercihlerimizi yaparken bizi sadece bu dünyada mutlu edecek ve nefsani duygularımıza hitab edecek olması değil . Bize hem bu dünyada hem diğer dünyada arkadaşlık edebilecek ve bizim bu dünyadaki imtahanımızda başarımıza ortak olacak bir hayat arkadaşı aramamız uygun olacaktır.

Bizim insanımız için bir diğer önemli konuda . Evlendikten sonraki içtima-i hayatınla alakalıdır. Okul çağlarında ve bekarken yaptığı İslami hizmetlere ve aktivitelere evlendikten sonra ara vermek veya hızını azaltmak çok yanlış bir harekettir. Yapılan bir iş eğer Allah'ın rızasını kazanacak işlere engel teşkil ediyorsa ve İslami hizmette bir görevi ve sorumluluğu olduğunu düşünüyorsa bir kimse , bu sorumluluğuna engel teşkil eden bir iş varsa o iş kendisine hiç bir fayda sağlamayacağı gibi ilerde Allah muhafaza kendisinin afeti olabilir. Evlilik Dünya evine girmek olarak adlandırılır ama bizim için sadece dünya hayatı yoktur ona sadece yeteri kadar ehemmiyet vermemiz gerekir ,bizim için Dünya hayatı sadece ahiretimizi kazanmak için ve İslami hizmetlerimizi icra edebilmek için bir koşu alanıdır .Evliliklerimiz bu çalışmalardan bizi alı koymamalıdır ve hatta eski yaptığımız çalışmaların aynısını yapmak , bizim için bir kayıp olmalıdır . Biz evlendikten sonra daha bilinçli , daha tecrübeli ve hayatı paylaştığımız için daha fazla vaktimizi bu çalışmalara ayırabilmeliyiz . Ancak böyle olunca evliliğimizin bereketini fazlasıyla görebiliriz inş. Allah hepimizin evliliklerini ve ailesini Kendisine hizmetkar etsin .

(1) Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Kadınla dört şey için evlenilir: Malı, soyu, güzelliği ve dini için. Öyleyse, elleri toprak olası, sen dindarını al!" Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.